Yemek
Bir iş molasında, bir öğle yemeği esnasında, beslenen insanlar ne ilginç onu fark ediyorum. Elimde değil. Yemeğini alıp oturdukları ve yemeye başladıkları anda hepsi öylesine eşit ki. Bir kırlangıç ya da bir seri katil. Yemeğin ağza götürülüp çiğnenmeye başladığı an. İnsanın sıfır noktasına ulaştığı anın o olduğunu düşünüyorum. Bizim diğer tüm canlılara üstünlük kurmamıza engel olan en birinci şey, yeme ihtiyacımız. Yemek yerken çalışan tüm kaslar, birazcık da acındırıcı geliyor gözüme. Sosyal ve ekonomik hayattaki tüm niteliğimizi sıfıra indiren bir an:beslenme anı. Elbette ki beslenme şekli de hala bu noktada bir belirleyici olmasına müsade edebiliyor. Ama ben tam olarak oturma kalkma tutuş aşamasından bahsetmiyorum. Genel olarak yeme eylemi söz ettiğim. Bu kadar basit bir eylemin, tüm canlılar için zaruri olması, dolaylı olarak, hayattaki tüm çabalarımızın beslenmek için olduğunun göstergesi. "Ekmek parası" kavramı ekonomik bir tabir değil bana göre. Tam anlamıyla ekmek yiyebilmek için para kazanıyoruz ve ekmek yedikçe para kazanmak için yeterli enerjiye sahip oluyoruz. Dünyada her şeyin yemek çevresinde şekillendiği bir düzende, yemek harici milyonlarca aktivite olmasına rağmen, bu temel ihtiyacımızı gölgede bırakacak hiçbir şey olmaması ne tuhaf. Boşaltım, uyuma gibi diğer temel ihtiyaçlar haricinde düşünüldüğü zaman tabii ki. Yine de onların da bağlı olduğu mekanizma, en önce beslenme aşaması. Basit, temel ama ne yüce şey bu beslenmek. Düşünsenize, sindirim sistemimizle hiçbir alakası olmayan petrol savaşları bile beslenebilmek için esasında. Tuhaf. Tuhaf ama inkar edilemez şekilde de çekici yeme eylemi. Dünyada yaşamın başladığı andan, biteceği ana kadar popülaritesini hiçbir zaman kaybetmeyecek yegane aktivite.
Yorumlar
Yorum Gönder